CEYLAN AĞABEY'DEN RİSALE-İ NUR DERS NOTLARI
1- Bizim hizmetimizde ihtilafların çok önemli sebeplerinden birisi de
denkliktir. Ayni seviyedeki kardeşler arasında ihtilaflar olabilir. Bu
durumda ikisinden birinin fedakârlık yapıp, diğerine inkıyad etmesi
lâzımdır. Böyle yapan bir Nur Talebesini melekler bile alkışlar.
2- Her Nur talebesine ma’nevi müzaheret vardır. İlk intikal devresinde
ma’nen hep müzaheret var. Tutuşma devresinden sonra şevk devresine
giriyor. Otuz yaşına doğru o müzaheret kesiliyor. Artık kendi cehd-ü
gayreti ile ilerliyor. Müzaheret devam ederken kendimizi iyi yetiştirmemiz elzemdir.
3- Avâm-ı nâsın imanını kurtarma
vazifesini şefkatkârane yükleneceğiz. Risale-i Nur’la ilgili her şeye
sahib çıkacağız. Bu da’va benim, Sözler’i ben yazdım anlayışına sahib
olacağız.
4- Risale-i
Nur, "Vazife-i fıtratım, gâye-i hilkatım, sebeb-i saadetim" deyip,
hizmet-i Nuriye’yi hayatımızın birinci vazifesi bileceğiz.
5- Fedâinin fedâ edemeyeceği hiç bir şeyi yoktur. Üstad, "Biz muhabbet fedâileriyiz." diyor. Öyle ise muhabbet için fedâ edemeyeceğimiz hiç bir şeyimiz olmamalı. Hissiyatımız, haysiyetimiz, enâniyetimiz, hattâ şerefimiz.
6- Nur Talebeleri herkesin dostudur. Çünkü, Risale-i
Nur dersleriyle Allah’ı öğrenmeye ve öğretmeye çalışıyorlar. Allah da
onları seviyor. O muhabbet sayesinde dünya ayakta. Çünkü, muhabbet
kâinatın sebeb-i vücûdu, râbıtası, nuru ve hayatıdır. Allah’ın dünyada
sevdikleri kaldığı müddetçe kıyamet kopmayacak.
7- Nur Talebeleri, istikbalde ihsan-ı İlâhi ile, kemâl-i şa’şaa ile
tezâhür edecek olan İslâmiyet sefinesinin omurgası ve hizmetkârı olmak
emelindedir. Bu asrın fırtınası, ma’nen Nuh (a.s)’un zamanındaki
fırtınadan daha tehlikelidir.
8- Üstad, lâhikaların
satırları ile, sâdık Nur Talebelerinin vasıflarını ve modelini çiziyor.
İşte o modele kavuşup, o vasıflara benzemeliyiz.
9- Kardeşlerimizin
hatalarını, bir doktorun hastasını tedavi ettiği gibi tedaviye
çalışacağız. İtina ile, kavl-i leyyin ile ile îkaz edeceğiz. Bazan lisan-ı hal, lisan-ı kalden üstündür ve te’sirlidir.
10- Bir tezgâhtar, dükkâna gelen
müşteriye iltifat ediyor. Gururu, enâniyeti terkediyor. Dünyevî işlerde
bu gerekiyorsa, uhrevî hizmetlerde çok daha fazlası lâzımdır.
11- Nefs-i emmâre yavaş yavaş, aldata aldata kendine uyduruyor. Elli
sene evvelki dede kabirden çıkıp, şimdikileri görse, "kâfir" der. Bu insanlar bu fena hâle nasıl geldi? Yavaş, yavaş...
12- Bu
kudsî hizmette durmak, yâni fıtrî vazifesi olan ibadeti ve dersleri
terketmek, düşmek demektir. Durmadan, yılmadan hizmet, dâima hizmet ...
13- Lillah için muhabbette, nefse menfaat beklemekte hiç bir fayda yoktur. Çünki, karşılık beklenmez.
Kaynak: Esntitü Arşivinden
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
CEYLAN AĞABEY'DEN RİSALE-İ NUR DERS NOTLARI
1- Risale-i Nur’a makamsız hizmet eden, ma’nevi makamatın müntehası olan sıddıkiyete vâsıl olur. Bu ise tam mahviyetle olur.
2- Sıddıkiyet makamı, niyet ve nazarla olur.
3- Mes’ele, yalnız Risale-i Nur’daki hakikatları ezberlemek, mâlûmat sahibi olmak değil; mes’ele o hakikatları yaşayabilmektir.
4- Kardeşin seni tahkir ettiği halde sen ona muhabbet gösterebiliyorsan, işte o zaman sırr-ı uhuvvet tezahür eder.
5- Anlamak iki çeşittir:
a- İbâreyi anlamak,
b- Hakikatını anlamak.
Uhuvvet Risalesini okuduğu halde kardeşiyle dövüşen adam, ibâreyi
anlamış, hakikatını anlamamıştır. Çünki, hakikatını anlayan insan,
kardeşiyle dövüşmez.
6- Bir Nur talebesinin ma’nevi dengesi, onun samimi ve hâlis hizmetidir. Ne nisbette hizmet ederse, o nisbette dengede demektir.
7- Risale-i Nur’da merhaleler vadır:
a- Şevk devresi, ruhun hakikatleri kapmasıyla olur.
b- Muhabbet devresi, Risale-i Nur kalbde mekân tutar. Bu devrede
tehlike yoktur. Evinde tavuk pişer, fakat o medresede çorbaya koşar.
Evinde kuş tüyü yatak vardır, o dershanenin kırpıntı yatağına gelir.
c- Sebat devresi, tehlikeli olan devredir. Ülfetle kırılarak zuhur
eder. Enâniyet ve süflî arzular çok olur. Bu devre, sebat etmekle
geçirilmelidir. Gaye, en az zayiatla bu dönemi atlatmaktır. Çünki,
irtibatı azalır, içtimâ î mes’eleler aklını kurcalar. Sebat, ancak
günahlardan çekilmekle ve Risale-i Nur’un kudsiyetine inançla,
Nur’larla meşguliyetle, derslere devamla olur.
d- Sadakat devri, en son merhaledir. Arabistan’dan Kutb-u A’zam da davet etse, hürmet eder, fakat yine Risale-i Nur’a koşar.
8- Bir âlimin sohbeti, yaralı kalbleri tedavi eder. Fakat bir
ârifin sohbeti, ölmüş kalbleri diriltir. Risale-i Nur’un sohbeti,
sohbet-i ârifindir.
9- Hastanın başında, yaygaracı kadınlar gibi, ağlamak hüner
değildir. Sessizce gidip doktor çağırmak hünerdir. İlâç yetiştirmek
hünerdir. Muazzez Üstadımız, cemiyetteki hastalıkların temelinde iman
za’fiyeti olduğu teşhisini koymuş. Biz de, Kur’an eczanesinden Risale-i
Nur ilâçlarını muhtaç gönüllere ve hasta insanlara taşıyoruz.
10- Diş merhemi göze sürülmez. Bir söz dermandır, amma kimisine iyi
gelir, kimisine kötü gelir. Hakikatları yerli yerinde kullanmalıyız.
Bunun için faydalı olmalıyız. Faydalı olamıyorsak, zararlı olmamalıyız.
Kaynak: Esntitü Arşivinden
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
CEYLAN AĞABEY'DEN RİSALE-İ NUR DERS NOTLARI
1- Bir Nur Talebesini makam-ı sıddıkiyete götüren iki yol vardır:
a- Sadâkat
b- Fedakârlık
2- İhlâs, kelimelerin ruh-u ma’nevisidir. İhlâs olmadığı zaman
kelimeler, eğitim mermisi gibi, hedefi bulsa da te’sir etmez. Onun için
attığın fikir mermileri hedefi bulamıyor, te’sirsiz kalıyor.
3- Risale-i Nur’un yolu sırr-ı ihlâstır, kulluktur. Bu hakikatları
başta iç dünyamızı ma’mur etmek için kullanacağız. İçimizdeki putları
kırmak için kullanacağız.
4- Bütün peygamberlerin, evliyaların ve kutubların yolu, ihlâs yoludur.
5- İhlâsa ma’ni olan önemli bir şey yok! İhlâsa ma’ni olan, önemsiz
şeylerdir: Lüzumsuz, kederli, hodfurûşâne, sakîl, riyakârane bazı
hissiyât-ı süfliyedir.
6- Hizmette başarılı olmak için; Anlatılan hakikatın muhatabın
kalbine yerleşmesinin iki sebebi var: Biri, sebeb-i zâhiri; Diğeri,
sebeb-i ma’nevî.
Sebeb-i zâhirinin bazı şartları şunlardır:
a- Fiziki yapı, endam ve sima güzelliği ve bakımı,
b- Libas, giyiniş. Her insan bir muhitte giyinişi ile karşılanır, fikirleri ile ağırlanır.
c- Yaş,
d- Şahsiyet,
e- Lisan hakimiyeti. Yâni, müdellel konuşması, terkib kabiliyeti,
cümle kurması, mantıkî konuşması, beliğ ve fasîh konuşması için ilim
şarttır.
Sebeb-i ma’nevinin (Hakikî sebeb) sebebleri şöyledir:
a- İhlâs: İ’vazsız sırf Rıza-yı ilâhi için konuşmak,
b- Fenâ: Hakikatta fâni olmak. Nefsini ıslâh edemeyen , başkasını
ıslâh edemez. Önce nefsini tezkiye et ki, tezkiyeye vesile olasın.
Anlattın anlattın, te’sir etmedi. Diyeceksin ki, "İhlâssız anlatmışım,
ma’nen kirliyim.",
c- Salâhat: Takva sahibi oldukça sözün müessiriyeti artar. Fakat
takva azaldıkça lâfızlar kalbden çıkmaz. Islatsa ıslatsa dili ıslatır,
kalbden gelmez. Onun için ma’nevî hayatın temiz ve tâhir olması
şarttır.
7- Az olduğumuza üzülmeyeceğiz! Çünkü, keyfiyeten az değiliz.
Kâinat kuruldu kurulalı bu, böyledir. Cemâdat fazla, nebatat az.
Nebatat fazla, hayvanat az; Hayvanat fazla, insanlar az; Kâfirler
fazla, müslümanlar az; Amiler fazla, veliler az; Veliler fazla,
asfiyalar az; asfiyalar fazla, enbiyalar az.
Kaynak: Esntitü Arşivinden
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Evvela: Risaleler saydığınız İntibah, Sergüzeşt.. vb. kitaplardan farklı bir yanı var. O kitaplar yazanın aklını, his ve duygu dünyasının dışa vurumudur. Risaleler ise, ilham-ı İlahi, hususan vahyin hizmetini gören şumullü ve külli ilhamlardır. O bahsettiğimiz kitapları bile sadeleştirmek, o kitaplardaki mana ve duygu dünyasını, güzelliğini bozduğunu herkes kabul eder. Risaleler gibi manevi vazifeli ve çok derin ve herkesin istidat ve kabiliyetine göre ders veren ve dersini devamlı ve kademeli, terakkili veren bir eserin tercümesi o esere zulumdür. O eseri okuyup, hadsiz istifade edecek olanların istifadesini daraltmak, küçültmek suretiyle, o okuyanlara ve okuyanların istidat ve kabiliyetlerine de zulumdür.
Risale-i Nurun ilk mazharı ve makesi olan Bediüzzaman Hz.leri bile tashih etmemiş. Edemiyeceğini, ancak izin verilen yerlerin tadilinin yapıldığını beyan etmiş.
“ Kardeşlerime ihtar ediyorum ki: Bu küçük mektubları hususî bir surette, hususî bazı kardeşlerime yazmıştım. Büyük mektublar meydana çıktıktan sonra, küçükler de umumun nazarına gösterilmesi lâzımgeldi. Halbuki tanzimsiz, müşevveş bir surette idiler. Onlar ne hal ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye me’zun değiliz!”
“ Hem yazdığım vakit, irade ve ihtiyarım ile olmadığını hissettiğimden, kendi fikrimle tanzim veya ıslah etmeği muvafık görmedim.”
Buna benzer bir çok ifadeler olduğu gibi, bizzat yaşanan hadiselerde gösterdiği tavırlarda bizlere örnek oluyor.
Mesela: Afyon Hapsinde Üstadımızın Nurun Avukatı dediği Ahmet Feyzi Abi elinde Gençlik Rehberiyle gelir.
“Üstadım, gençler bunu anlamıyor. Sadeleştirsek olmaz mı?”
Üstadımız: “Olmaz.”
Ahmet Feyzi Abi: Üstadım, bir paragraf Nurların aslını, altına da bir paragraf izahını yapsak..
Üstad: Olmaz kardaşım.
Ahmet Feyzi Abi: Üstadım, bilinmeyen kelimenin yanına parantez açıp manasını yazsak..
Üstad: Olmaz kardaşım.
Ahmet Feyzi Abi: Üstadım, sayfanın altına bilinmeyen kelimeleri koysak..
Üstadımız: Öyle yaparsan Risale-i Nur deme, kendi adını yaz… demiş.
Ahmet Feyzi abi bütün şıkları söylemiş. Üstadımız kabul etmemiş ve hayatının sonuna kadar, yazılan ve basılan bütün eserleri tashih etmiş. Binlerce, bazı eserleri yüzlerce defa okumuş. İmanının inkişaf ettiğini söylemiş. Bu dersler ayat-ı Kur’aniyeden geldiği için terakkiye son yoktur, demiş.
Üstadımız zamanında sadeleştirmeye çalışanlardan birisi de, Necip Fazıl olmuş. Çıkardığı Büyük Doğu gazetesinde, bazı Risaleleri kendi anladığı tarzda sadeleştirerek basmış. Üstadımız yanında, hizmetinde kalan Zübeyir Gündüzalp ve Ceylan Çalışkan ağabeylere mektub yazdırarak, buna mani olmuştur. Hatta o mektublarda Necip Fazıl (Rahmetullahi Aleyh) ki, şiir ve edebiyatta sayılı kimselerdendir. Onun yaptığı tercüme ile Nurların aslını karşılaştırıyorlar. O kadar fark var ki… Şimdi Necip Fazıl gibi, kalemşör bir insanın yaptığı böyle basit, dar kalırsa başka kim yapacak ki.. Başka denemesini yapanlarda oldu. Mesela: Fethullah Hoca Efendi. Bazı Risaleleri sadeleştirdi. Bir kaçını gördüm. Hocaefendi gibi hem Risalelere vakıf, hem İslami İlimlere vakıf, velayet sahibi bir insanın bile yaptığı tercüme ile Nurların aslı karşılaştırıldığında o kadar basit kalıyor ki…
Onun için Nur Talebeleri, Üstadlarından gördükleri, duydukları bizzat yaşayarak anladıkları hakikat için, sadeleştirmeye sıcak bakmıyorlar, kabul etmiyorlar. Sadakatlarını, asliyetini muhafaza için kullanıyorlar.
Hem şimdiye kadar istifade edenler, sadeleştirilmiş, lugatçeli Risalelerden mi okudu da, dava adamı oldu. Canını, malını, ailesini, hayatını feda etti.
Dünya hayatının temini için bir çok zorluk çekenler veya diploma alıp, meslek sahibi olmak isteyenler, bir çok yabancı terim ve kelimeleri ezberliyor. Ebedi hayatı kazanmak, ruhumuzda bulunan binlerce duyguyu geliştirmek için yabancı değil, hakiki malımız olan Kur’ani kelimeleri öğrenmek yerine uydurukçasını tercih etmek, pek mantıklı gelmiyor. Her ilmin değişmez tabirleri vardır. Bunlar tercümede bile aynen bırakılır. Aynen öyle de: …
Nur Yolcusu
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Her işin kolay olmasını isteyen bir adama herşey kolay-la-şır. Her yeni zorluğun, her yeni girişilen bir işin karşısında ken--di kendine, "Bu bir şey değildir. Biiznillah istediğim her meş-ru ve müspet iş olur" deyiniz. Bunu o işin başında her gün tekrarlamayı kendinize vird edininiz.
Teşebbüs ettiği birşeyin karşısında böyle demeye alışmış bir adam için her iş kolay gelir. Zira insanın başarısı him-me-ti ve gayreti nisbetindedir.
Böyle düşünen imanlı bir adamın bütün gücü, kuvveti ve kudreti ilk çağırışta hare-kete geçer. O kimse çok geçmeden bin-bir kaynağın ve imkanatın kendi emri altında olduğunu ve bunları kullan-maktan başka yapacak bir şey kalmadığını görür.
Her meşru teşebbüse, her müsbet gayret ve faaliyete, her İslâmî dinamik düşünceye kendi kendine telkin işini de kat-malıdır.
İnsanın kendi kendini terbiye ve yetiştirme mesaisinde, hayatının yegane gaye ve maksadı olan ubudiyette ve nur-u Kur'ân olan Nur Risalelerine hizmette bu "kendi kendine telkin" metodunun rolü ve semeresi inanılmayacak dere-cede muazzamdır. Pek müessir ve müsmirdir. Hem devam edilmesi pek zevkli ve pek kolaydır.
Zübeyir Gündüzalp
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
« Önceki :: Sonraki »