Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat'î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?
Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için ebedî dünyada
kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır, hem
fâidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakiki bir
hayat-ı ebediyenin saadetine medâr olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve
rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir
iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.
21 Söz'den...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
İnsanların hürmet ve ikrâmını arzu etmemek
Biz, insanların hürmet ve ihtirâmından ve şahsımıza âit hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz îtibâriyle cidden kaçıyoruz. Husûsan acîb bir riyâkârlık olan şöhretperestlik ve câzibedar bir hodfüruşluk olan tarihlere şâşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, Nur'un bir esâsı ve mesleği olan ihlâsa zıttır ve münâfidir. Onu arzulamak değil, bilâkis şahsımız îtibâriyle ondan ürküyoruz. Yalnız Kur'ân'ın feyzinden gelen ve i'câz-ı mânevîsinin lemeâtı olan ve hakîkatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risâle-i Nur'un revâcını ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zâhir mânevî kerâmâtım ve îmân noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlûp ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz.
Emirdağ Lâhikası-I
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
"En
hayırlı genç odur ki; ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak,
gençlik hevesatına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve
ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki; gaflette ve hevesatta gençlere
benzemek ister; çocukçasına hevesat-ı nefsaniyeye tâbi olur."
Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahih sureti şudur ki; ben
başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak ta'lik etmişim. Her sabah
ve akşam ona bakarım, dersimi alırım:
Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur.
Yârân istersen Kur'an yeter. Evet ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.
Mal istersen kanaat yeter. Evet kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur.
Düşman istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belayı bulur
zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.
(Mektubat sh.302 )
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Dünyanın ve eşyanın üç tane yüzü var.
Birinci Yüzü: Esma-i İlahiyeye bakar, onların âyineleridir. Bu yüze z******* ve firak ve adem giremez; belki tazelenmek ve teceddüd var.
İkinci Yüzü: Âhirete
bakar, âlem-i bekaya nazar eder, onun tarlası hükmündedir. Bu yüzde
bâki semereler ve meyveler yetiştirmek var; bekaya hizmet eder, fâni
şeyleri bâki hükmüne getirir. Bu yüzde dahi mevt ve z******* değil, belki
hayat ve beka cilveleri var.
Üçüncü Yüzü: Fânilere,
yani bizlere bakar ki; fânilerin ve ehl-i hevesatın maşukası ve ehl-i
şuurun ticaretgâhı ve vazifedarların meydan-ı imtihanlarıdır. İşte bu
üçüncü yüzündeki fena ve z*******, mevt ve ademin acılarına ve yaralarına
merhem için o üçüncü yüzün içyüzündeki beka ve hayat cilveleri var.
Elhasıl: Şu mevcudat-ı
seyyale, şu mahlukat-ı seyyare, Vâcib-ül Vücud’un envâr-ı icad ve
vücudunu tazelendirmek için müteharrik âyineler ve değişen mazharlardır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Elhasıl: Gençlik gidecek.
Sefahette (günahlı eğlenceler ile) gitmiş ise, hem dünyada, hem
âhirette, binler bela ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler
ekseriyetle sû’-i istimal ile, israfat ile gelen evhamlı hastalıkla
hastahanelere veya taşkınlıklarıyla hapishanelere veya sefalethanelere
veya manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhanelere düşeceklerini
anlamak isterseniz; hastahanelerden ve hapishanelerden ve
kabristanlardan sorunuz.
Elbette hastahanelerin ekseriyetle lisan-ı halinden, gençlik saikasıyla israfat ve sû’-i istimalden gelen hastalıktan “enînler” “eyvahlar”
cevabını işittiğiniz gibi, hapishanelerden dahi, ekseriyetle gençlik
saikasıyla gayr-ı meşru dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht
gençlerin teessüfatını işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemadiyen
oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta -ehl-i
keşf-el kuburun müşahedesiyle ve bütün ehl-i hakikatın tasdikiyle ve
şehadetleriyle- ekser azablar, gençlik sû’-i istimalâtının neticesi
olduğunu bileceksiniz. Hem nev’-i insanın ekseriyetini teşkil eden
ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz. Elbette ekseriyet-i mutlaka ile
esefler, hasretler ile “Eyvah gençliğimizi bâd-i heva, belki zararlı zayi’ ettik. Sakın bizim gibi yapmayınız.” diyecekler.
Çünki beş-on senelik gençliğin gayr-ı meşru zevki için, dünyada
çok seneler gam ve keder ve berzahta azab ve zarar ve âhirette cehennem
ve sakar belasını çeken adam, en acınacak bir halde olduğu halde, اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünki zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir.
Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmîn…
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
« Önceki :: Sonraki »