Dost İstersen Allah Yeter..Evet O Dost ise Herşey Dostdur....

Namaz molası ...

10/4/2008 · Kategori: Namaz

1976 yılı yaz mevsimi, galiba Ağustos ayı idi.

Daha önceleri Van ilimizde Bediüzzaman Said Nursî için mevlid-i şerif okunacağını duymuştum. Önceki yıl mevlide katılanların anlattıkları beni çok etkilemişti. Bu yılki mevlide katılmayı çok arzu ediyordum. O hafta sonu mevlid okunacakmış. Otogara gidip Van’a giden firmaları araştırdım. Sadece bir firmada iki kişilik yer vardı. O yerler de otobüsün bir ve son numaralı koltukları imiş. Yolculukta pek uyuyamadığım için bir numaralı koltuğa talip oldum.

Bir Perşembe akşam üzeri 24 saatten fazla sürecek Ankara-Van yolculuğum başladı.

Şoförler birbirlerine devamlı “haci” diye iltifatta bulunuyorlardı. Şoförlerimiz hacı olduklarına göre namazlarımı vaktinde rahatça kılabilecektim. Gerçi Doğunun insanları en azından dine saygılı idi. Kendileri namaz kılmasalar da namaz kılanları severlerdi. Şoförlerle kolay anlaştık. Yolculuk boyunca bol bol sohbet etmek imkânımız oldu. Namaz vakitleri giriyor, fakat bizim “haci”lerin namaz kıldıklarını görmüyordum. Dayanamadım sordum: “Hacım, namaz molasını ne zaman vereceksiniz?” dedim. Bozuntuya vermeden, “Namaz vakti olunca sen bize hatırlat, belki biz unuturuz” dediler. O tarihlerde kara yoluyla yapılan hac yolculuklarında şoförler de görevlendiriliyordu. Meğer bizim şoförlerin hacılığı o mukaddes yolculukların hatırası imiş. Görev icabı pek çok şoförümüz de hacı olmuşlardı.

Bana o uzun kara yolculuğunda “muvakkitlik” yapmak düşmüştü. Ankara-Van yolculuğunda Allah’a şükür namazlarımı kazaya kalmadan vaktinde kılabildim. Şoför uygun yerlerde otobüsü durdurup namaz kılma fırsatı verdi. Bir namaz molamız da çeşmesi olan bir çayıra rastladı. Muavin “namaz molası” deyince diğer yolcular önce şaşırdılar. Sonra “Biz de namaz kılalım” dediler. Hatta Cuma namazını bir şehirde (galiba Muş’ta) kıldık. Böylece yolcuların çoğu da namaz kılmış oldular. Uzun yolculuğun sonunda herkes hayatından memnun idi.

O tarihlerde dinlenme tesislerinde namaz kılacak yer bulmak oldukça zordu. Çok defa namazlarımı bir tahta veya bir seccade üzerinde kıldığımı hatırlarım. 1970’li yıllarda Trakya gezisinde otobüsümüz ihtiyaç molası vermişti. Tesislerde görevli bir personele namaz kılacak yeri sordum. Bana arka tarafı gösterdi. Gittim baktım namaz kılacak bir yer bulamadım. Arka tarafta yeşil çayırlar vardı. Tekrar geri dönüp mescidi bulamadığımı söyledim. “Abi buralarda namaz kılacak yer olmaz!” dedi. Halbuki burası % 99’u Müslüman olan bir ülkeydi. Ne diyeceğimi şaşırdım. “Peki namaz kılacaklar ne yapar?” dedim. “Arkada çayırlarda kılar” dedi.

Bir otobüs yolculuğunda yolculardan biri şoförden namaz kılmak için mola ister. Şoför de “Duramam, namazını kaza edersin” der.

Yolcu: “Peki ben kaza etmeden sen kaza edersen ne yaparız?”

Şoför: “.......!”

Şimdi Allah’a binlerce şükür, hemen bütün dinlenme tesislerinde modern ve temiz mescitler bulunmaktadır. Pek çok güzel örnekler olmakla birlikte otobüs şoförlerimizin de namaz konusunda anlayış göstermelerini temenni ediyorum. Namazlar da en az diğer ihtiyaçlar kadar önemlidir.

Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarf etmeyen ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder!”

Yine Üstadın namaz konusunda müjdelerini de hatırlamak gerekir: “Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkâ eder.”1

Bu mescitlerin açılmasında Nur Talebelerinin ısrarlı isteklerinin payının büyük olduğunu düşünüyorum.

Dipnotlar: 1- Sözler, s. 41, YAN.
Ahmet Özdemir

Kalıcı Bağlantı Yorum (1)

Risale-i Nurda Namaz ...

4/4/2008 · Kategori: Namaz


Risâle-i Nur’a göre namaz; kul ile Rabbi arasında gizli bir bağ, esrarlı bir iletişim vasıtası, sırlı bir köprüdür.

Namaz; kulun Rabbine en içten, en samimî, en nazdâr, en niyazdâr, en feyizdâr, en bereketli, en sevaplı, en nitelikli, en değerli, en kâmil yönelişidir, müteveccih oluşudur, sığınışıdır, iltica edişidir.

Namaz; kulun kendi acziyetini, fakrını, kusurlarını, noksanlıklarını, çaresizliğini, mahviyetini, bir hiç oluşunu idrak ederek, mutlak kudret Sahibi, mutlak zenginlik Mâliki, mutlak kemâl Sahibi, mutlak rahmet ve merhamet Sahibi, mutlak varlık Sahibi olan Kadîr-i Zülcelâl’in, Ganiyy-i Kerîm’in, Rahmân-ı Rahîm’in, Vâcibü’l-Vücûd’un, yani Cenâb-ı ALLAH’ın rahmet kucağına kendisini atmasıdır, yani mal etmesidir.

Namaz; sonsuz nimetlere muhtaç olduğu halde, sermayesi “hiç” hükmünde; nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde, iktidarı hiç hükmünde; emelleri, arzuları, elemleri ve belâları hayal dairesi kadar geniş ve sonsuz olduğu halde, sermaye ve iktidarının, güç ve kudretinin dairesi eli nereye yetişirse o kadarcık “dar” olan insanoğlu için bütün emellerine kifayet eden, bütün arzularına cevap veren, bütün elemlerini dindiren, bütün acılarını söndüren, bütün belâlarını yok eden büyük bir kâr, muazzam bir saadet, bulunmaz bir nimet ve yüksek bir uhrevî ticarettir.1

Namaz; hiç sağa ve sola sapmadan ve bir saniye bile oyalanmadan sür’atle kabre, haşre ve ebede doğru baş döndürücü bir hızla koşan insanoğlu için, şimşek gibi ve hayâl sür’atinde en hızlı bir ulaşım aracı; Cennet gibi en güzel ve eşsiz bir saadet kaynağı; rûha, kalbe ve akla büyük huzur veren ve diğer mubah dünyevî işleri de ibâdet rengine boyayan, fânî ömrü ibkâ eden, yani bekâya mal eden, yani bâkîleştiren, âlem-i bekâ tarafından açtığı pencerelerle ebediyet nesîmi ve kokusu alıp getirerek rûhu ve kalbi doyulmaz sevince ve huzûra gark eden benzersiz bir mutluluk, esenlik ve emniyet kaynağıdır.2

Namaz; nefis ve hevâ, cin ve ins şeytanlarına karşı tesirli bir mücâhede ile insanoğlunun kalp ve aklını, ruh ve cismini günahlardan, ahlâk-ı rezîleden ve ebedî helâk olmaktan kurtaran muazzam bir talim ve talimattır.3

Namaz; ruhlar âleminden kalkıp, ana rahminden yola devam eden insanoğlunun, çocukluktan, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden ve Sırattan geçen uzun imtihan seferinde; yokluğa ve ayrılığa, Sâni-i Zülcelâl’in taze taze, renk renk, çeşit çeşit, nakış nakış mu’cizelerini, kudret harikalarını ve rahmet tecellilerini tam bir lezzetle seyir ve temaşaya birer vasıta hüviyeti kazandıran; ölümü, dünya zindanından Cennetler bahçesine ve Rahman’ın huzuruna götüren emre amade bir at ve burak sûretinde gösteren; dünyada aciz ve fakir kalbinin kuvvet, huzur ve zenginlik kaynağı; o uzun ve karanlıklı ebediyet yollarının gıdası, zahiresi, ışığı, nuru, beratı, bileti, senedi ve burağı hüviyetinde bir rahmet tılsımıdır.4

Namaz; Cenâb-ı Hakk’ı, celâline karşı sözümüzle ve fiilimizle “SübhânALLAH” deyip takdis etmek; kemaline karşı dilimizle ve amelimizle “ALLAHü Ekber” deyip tazim göstermek; cemaline karşı kalbimizle, dilimizle ve davranışımızla “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.5

Namaz; ALLAH’ın dergâhında kendi kusurunu, aczini ve fakrını gören kulun; istiğfar ederek, Rabbinin bütün kusurlardan, noksanlıklardan ve ehl-i dalâletin batıl fikirlerinden pak, müberrâ, münezzeh, muallâ, mukaddes ve muarrâ olduğunu tesbih ile ilân etmesi, O’na iltica ve tevekkül etmesi, O’na şükür ve sena etmesidir. Keza Risâle-i Nur’a göre namaz; bütün ibadet çeşitlerini içinde toplayan umumî bir fihriste, bütün mahlûkat sınıflarının renk renk ibadetlerine, tesbihlerine ve zikirlerine işaret eden kudsî bir harita hükmündedir.6

Bu yüksek vasıflarla namaz, yalnız ve yalnız ALLAH’ın rızası için kılınır. Kul ile Rabbi arasına hiçbir kimsenin rızası, hoşnutluğu, gözü, gönlü, arzusu, dileği, isteği, teşviki, tebriki, takdiri, hürmeti, saygısı, sevgisi girmez. Eğer girerse, namazın makbûliyetine zarar verir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Bir Nefes Namaz...

29/3/2008 · Kategori: Namaz

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın aynası olan ve nihayetsiz derecede nâzik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latîfe-i Rabbâniye, şu kasâvetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümâtlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pekçok muhtaçtır. Ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

21.Söz'den...


Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Namaz!!!!!!

29/3/2008 · Kategori: Namaz

Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, celâline karşı, kavlen ve fiilen "SübhanAllah" -3- deyip takdîs etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen "Allahu Ekber" -4- deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen "Elhamdulillah" -5- deyip, şükretmektir

Demek tesbih ve tekbir ve hamd, namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında, bu üç şey, her tarafında bulunuyorlar. Hem, ondandır ki, namazdan sonra, namazın mânâsını te'kid ve takviye için şu kelimât-ı mübâreke, otuz üç defa tekrar edilir. Namazın mânâsı, şu mücmel hulâsalarla te'kid edilir.

İbâdetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd, kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp, kemâl-i Rubûbiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

Yani, Rubûbiyetin saltanatı, nasıl ki ubûdiyeti ve itaati ister; Rubûbiyetin kudsiyeti, pâklığı dahi ister ki, abd, kendi kusurunu görüp istiğfar ile ve Rabbini bütün nekâisten pâk ve müberrâ ve ehl-i dalâletin efkâr-ı bâtılasından münezzeh ve muallâ ve kâinatın bütün kusurâtından mukaddes ve muarrâ olduğunu tesbih ile, "SübhanAllah" ile ilân etsin.

Hem de, Rubûbiyetin kemâl-i kudreti dahi ister ki, abd, kendi zaafını ve mahlûkatın aczini görmekle, kudret-i Samedâniyenin azamet-i âsârına karşı istihsan ve hayret içinde " Allahu Ekber" deyip, huzû ile rükûa gidip, Ona ilticâ ve tevekkül etsin.

Hem, Rubûbiyetin nihayetsiz hazîne-i rahmeti de ister ki, abd, kendi ihtiyacını ve bütün mahlûkatın fakr ve ihtiyacâtını suâl ve duâ lisâniyle izhâr ve Rabbinin ihsan ve in'âmâtını şükür ve senâ ile ve "Elhamdulillah" ile ilân etsin.

Demek, namazın ef'âl ve akvâli, bu mânâları tazammun ediyor ve bunlar için taraf-ı İlâhîden vaz' edilmişler.


Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

Namaz tesbihatında tembellik göstermemeli ....

26/3/2008 · Kategori: Namaz

Namaz tesbihatında tembellik göstermemeli

Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekâsül göstermesine binâen dedim:

Namazdan sonraki tesbihatlar tarikat-ı Muhammediyedir (a.s.m.) ve velâyet-i Ahmediyenin (a.s.m.) bir evradıdır. O noktadan ehemmiyeti büyüktür. Sonra, bu kelimenin hakikati böyle inkişaf etti:

Nasıl ki, risalete inkılâp eden velâyet-i Ahmediye (asm) bütün velâyetlerin fevkindedir. Öyle de, o velâyetin tarikatı ve o velâyet-i kübranın evrad-ı mahsusası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatların ve evradların fevkindedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki:

Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşiyede bir mescidde birbiriyle alâkadar heyet-i mecmuada nuranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat namazdan sonra sübhân, sübhân deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrin reisi olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın müvacehesinde yüz milyon tesbih edenler, tesbih elinde çektiklerini mânen hisseder. O azamet ve ulviyetle sübhân, sübhân der. Sonra o serzâkirin emr-i mânevîsiyle, ona ittibaen elhamdülillâh, elhamdülillâh dediği vakit, o halka-i zikrin ve o çok geniş dâiresi bulunan hatme-i Ahmediyenin (aleyhissalâtü vesselâm) dairesinde yüz milyon müridlerin elhamdülillâh, elhamdülillâh’larından tezahür eden azametli bir hamdi düşünüp içinde elhamdülillâh ile iştirak eder, ve hâkezâ Allahuekber, Allahuekber ve duâdan sonra Lâilâheillâllah, Lâilâheillâllah otuz üç defa o tarikat-ı Ahmediyenin Aleyhissalâtü Vesselâm halka-i zikrinde ve hatme-i kübrasında o sabık mânâyla o ihvan-ı tarikatı nazara alıp o halkanın serzâkiri olan zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâma müteveccih olup “Milyon kere salât ile milyon kere selâm Senin üzerine olsun ey Allah’ın Resûlü” der, diye anladım ve hissettim ve hayâlen gördüm. Demek tesbihat-ı salâtiyenin çok ehemmiyeti var. (Kastamonu
Lâhikası,

İnsandaki canlılığın asıl merkezi, insanın içidir, gönlüdür. Namazlardan sonra yaptığımız tesbihat, bu canlılığımızı koruma adına çok önemli bir iksirdir.........

Kalıcı Bağlantı Yorum (2)

« Önceki :: Sonraki »