"Allah
katında makbul olan tevbe, o kimsenin tevbesidir ki, onlar câhillik
edip kötülük işlerler de, çok geçmeden pişman olup tevbe ederler. İşte
onların tevbesini Allah kabul eder. Allah her şeyi hakkıyla bilir ve
her işi hikmetle yapar. Yoksa Allah katında makbul olan tevbe, ömürleri
boyunca günahları işleyip de, nihâyet her birine ölüm gelip çattığında 'Ben şimdi tevbe ettim' diyenlerin tevbesi değildir. Öyleleri için biz acı bir azap hazırladık." (Nisâ:17-18 )
Görüldüğü gibi, asıl tevbe, günah
denizine dalmadan, henüz ömrün baharında yapılan tevbedir. Çünkü, genç
iken duygular, kabiliyetler daha temiz ve nezihtir. Genç iken tevbe
eden, ömrünü güzel amellerle geçirir. Tabiî, her şeye rağmen kaç
yaşında olursa olsun tevbe etmek, mutlaka güzeldir ve yapılmalıdır. "Henüz gençsin. Ye iç, gül eğlen, yaşamaya bak. Bırak namazı niyazı, ihtiyarlayınca kılarsın" gibi sözlerin ne kadar anlamsız ve ahmakça olduğunu açıklamaktadır.
"Allah tevbe eden genci sever" (Câmiüssağîr: 1866) hadîsi de bizi tevbe etmeye sevk etmelidir. Allah'ın (C.C.) bizi sevmesinden daha büyük bir nimet olamaz.
Allah, "Rahmetim gazabımı geçmiştir" (Müslim, Tevbe: 4) buyurduğuna
göre, Onun rahmetini celbetmek için bol bol tevbe etmemiz, af dilememiz
gerekir. Peygamberimiz bile, günahsız olduğu halde, tevbe ve istiğfarın
güzelliğinden dolayı, "Ben günde 70 kez tevbe ve istiğfar ederim" buyurmuştur.
Allah (c.c.) gençlerimizi, henüz genç iken tevbe eden kullarından eylesin.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Talebeleriyle sürekli mektuplaşırdı. Gelen mektuplara cevaplar yazar ve bu şekilde diyaloğa önem verirdi. Zamanla bu mektuplar Nur Risalelerinin önemli bir bölümü haline geldi. Barla, Kastamonu ve Emirdağ Lâhikası gibi eserler bu şekilde oluştu.
Bir gün Bediüzzaman’a bir talebesinden mektup geldi. Mektupta tanınmış bir hocadan söz ediyor ve hocanın Risale-i Nur’ların aleyhinde konuştuğunu yazıyordu.
Bediüzzaman mektubu okuyanın sözünü kesti ve devamını okumasına izin vermedi. Üzülmüştü, biraz da kızmıştı.
“O zât, ilim ehlidir, âlimdir, bize dosttur, o öyle söylemez, siz benim kardeşimle aramı mı açacaksınız?” dedi.
Ve talebelerine şöyle ders verdi:
“Kardeşim, biz daima olayları iyiye ve güzele yormakla görevliyiz, kötü düşünceler âlemimizi işgal etmemeli. Kesinlikle gıybet etmeyin ve kimsenin aleyhinde konuşmayın.”
(Bediüzzaman'la Yaşayan Öyküler-1 kitabından)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Aziz, sıddık kardeşlerim ve mübarek vârislerim ve emin vekillerim,
Evvelâ: Size kat'î haber veriyorum ki, hakkımızda ve Risale-i Nur
hizmetinde, inayet-i Rabbaniye ve tevfikat-ı Samedaniye devam ediyor.
Zahiren çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var. Bir
zararımıza bedel, yüz menfaat bizlere ihsan ediliyor. Onun için,
geçici, muvakkat sıkıntılara ve sarsıntılara ehemmiyet vermemek
lâzımdır.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
Bunu
da ilâveten beyan ediyorum: Bu zamanda, gayet kuvvetli ve hakikatli
milyonlar fedakârları bulunan meşrepler, meslekler bu dehşetli dalâlet
hücumuna karşı zâhiren mağlûbiyete düştükleri halde, benim gibi yarım
ümmî ve kimsesiz, mütemadiyen tarassut altında, karakol karşısında ve
müthiş, müteaddit cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden
tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, elbette dalâlete karşı
galibane mukavemet eden ve milyonlar efradı bulunan mesleklerden daha
ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sahip değildir. O eser,
onun hüneri olamaz ve onunla iftihar edemez.
Belki, doğrudan doğruya
Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mucize-i maneviyesi, rahmet-i ilâhiye
tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşıyla beraber o
hediye-i Kur'âniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık
vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına
delil, Risale-i Nur'un öyle parçaları var ki, bazı altı saatte, bazı
iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var.
Ben yeminle temin ediyorum ki, Eski Said'in kuvve-i hafızası beraber
olmak şartıyla, o on dakikalık işi, on saatte fikrimle yapamıyorum. O
bir saatlik risaleyi, iki gün istidadımla, zihnimle yapamıyorum. Ve o
altı saatlik risale olan Otuzuncu Sözü, ne ben, ne de en müdakkik
dindar filozoflar, altı günde o tahkikatı yapamaz. Ve hâkezâ...
Demek, biz müflis olduğumuz halde, gayet zengin bir mücevherat
dükkânının dellâlı ve birer hizmetçisi olmuşuz. Cenab-ı Hak, fazl ve
keremiyle, bu hizmette hâlisâne, muhlisâne bizi ve umum Risale-i Nur
şakirtlerini daim muvaffak eylesin. Âmin.
Said Nursî
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)
« Önceki :: Sonraki »